main page exhibition biography contact index



*


*The writings on the web site are taken from the seciton of "The Things Fallen From The Canvas To The Paper" of the book of Munire Ozbey, named "The Paintings Left Behind"


Paintings that think

When preparing for an exhibition, the artist starts to feel an emotion spreading over inside. While running from one painting to another, of course it is easy to find some brush strokes to paint in the workshop. Because painting is not to find the perfect but to search for the perfect.

This painting is one of the most “dry colored” painting in this exhibition… Because this Picture is exrerienced the 17 August Earthquake with me in Golcuk. When i came back to my home after a few hours from the earthquake, it made me sad to see this beauty thrown to the floor. Who knows what it thouht at the time the wall, which it was leaning on still until that time, thrown it with momentum.

Yes. The painting think. The paintings breathe, take energy and hear the voice from the canvas to brush, from the color producer to framer and from the stages of giving the shape and the color which starts at the moment the idea fell in the brain worm of the artist until the moment that the painting reach to you.

The most important element in this painiting which attracts me is balance… Painting carries a stability and self-confidence which stands on a well-made ground. I shapen the space which my strong flowers breathe with the pastellized colors on the top rigth corner of my painitg.

I couldn’t finish my painting without a memory of the earthquake after i hang the painting up and conciliate the painting and the wall which pushed it before.

Dear lover of art! I wish that this painting which gave me the stgength by the feeling of standing still on the ground in my difficult periods will arouse similar feelings in you.

The Paintings Left Behind, Section: The Things Fallen From The Canvas To The Paper, page:52

top


***


Not To Find the Far End

When someone says “I relax when painting”, i say to myself that “It seems that i don’t know this work”. Because i get tired when painting. Very much tired…

I get in a swivet before i decide to stand to say “Yes, this is me” in front of the art lovers. What should i present? Could i manage to show the skill of the interpretation of my intellectual evolution to the colors and patterns? As you see, after taking these steps, one can get ready to start to work hard like crazy.

The painting you see now is derived from the question “How can the painting get richer?” Naturally there are lots of ways for this. I decided to choose the way to put three paintings in one frame in this painting. I engaged three completely different, seperate flower groups tol ive together in my brain.

Yes, the decision appears in the brain. But after that, you completely think the situation through, if i speak with the words of general staff… How can i divide the canvas in three? How should the balance of color and deepness be formed? Which symbols should i use to reflect to the viewers for showing the dependence of three flower groups in the same time the lifelong journey of engagement in the “fate, worry and plesure”? If i paint the pedicel, which is the heart of the flower, to the bottom, i will not be able to find “the far end” in the relative darkness of the left side on the painting. But how will my colors on the enthusiastic petals reflect my feeling which shows the determinative effort on this way?

The right side of my painting will share the daylight stories with which groups? The light layers that fall from the window will start which “osmosis” phase in the life of my flowers?

This painting here is the result of these feelings. Probably this is why i can’t rest while painting and i get very tired.

Will continue to be tired…


The Paintings Left Behind, Section: The Things Fallen From The Canvas To The Paper, page:54-55

top


***

Hedge

I am writing this letter not only to share my work of art, but the idea behind it.

Maybe the paintings of the exhibition attract your attention, i think on “hedge” for a while. What i’m thinking about and couldn’t find an answer is this: Hedge protects what, why and for which reason? Hedge which blocks the enterings, won’t limit my way of coming outs? Doesn’t the existance of the hedge increase the risk of what we want to protect by making the people outside curious? How much hedge can we put to the things annoying us? Actually the borders of countries, the pavements, roads, forbidden areas, houses, anti-mosquito medicines, anti-ant sprays, they are all hedge… But the most important thing is: the existance of thousands of hedges we we put to our minds…

We, the ones critisize the censorship, are we really aware of the hedge of the self censorship we use against us?

Although this situation, i know that the circle where we live is not sterile and we are fragile on lots means. It is needed to put some unexaggerated and sufficent hedges to protect ourselves.

I work the hedge with these feelings. I think the hedge like this painting and the other ones symbolic. I envisaged the hedge which allows the things go which has got lots of holes.

And i wanted the impression of blockage of hedge will be suppressed by the freedom and enthusiasm of my flowers.

The Paintings Left Behind, Section: The Things Fallen From The Canvas To The Paper, page:56


top



***

Soyut Resim

Resimlerimin yeni yol arkadaşları ile mektuplaşma düşüncesi, başlangıçta içimi çok ısıttı. Ama itiraf etmem gerekir ki; boyayla kendini ifade etmeye çalışan ve buna biraz da alışan ben, yazılarımda ''renksizlik'' kuşkusu taşıyorum.

Yazıda renk nasıl oluşturulur? Aslında, bu sorunun kolay bir cevabı var. Ver yazını matbaaya, cıvıl cıvıl boyasınlar. Ama benim demek istediğim o değil, benim kavgam; bir virgülle, bir ünlemle ya da bir kelimeyi başka bir kelimeyle melezleyerek renk üretmek.

Soyut çalışırken de böyle bir kuşkuyla çıkıyorum yola... Kendini ifade edememek, daha doğrusu; anlaşılamamak kaygısı sarmalıyor beni. Bana göre soyut resim; çektiğiniz çok güzel bir fotoğrafın ön yüzünün değil de arka yüzünün çerçevelenip sanatsevere sunulması gibi bir şey.O zaman niye o muhteşem fotoğrafı çekeriz, sonra neden tersini sergileriz? Buna mantıklı bir açıklama bulmak mümkün mü? Hayır, mantıklı bir açıklama bulmak mümkün değil. O zaman nedendir bu zahmet, bu ince işkence? Durun, kolayına kaçıp hemen benimsemeyin benim bu savımı. Çünkü bu sav, ''mantık'' sözcüğünün altı çizildiği için doğru. Her şeyi köşeli açıklamaya çalışsa, büyük bir mekanikleşme çukuruna düşer insan...

İşte soyut; sanatçının düşünce sisteminin muntazam mantığını algılamak isteyenler için değil, çerçevede teşhir edilen resmin aslında sanatçının zihnindeki heyecanların ''arka yüzünü'' yansıttığını bilenler için vardır. Soyut tutkunları, bağışlanamaz madencilerdir. Onlar; derinlerdeki, en dipteki cevheri sorgulamak için soyut resim tutkunu olurlar.

İşte bu resimle, kendimden bir arka yüz sundum. Sakın resimi çerçevesinden çıkarıp arkasına bakarak ön yüzümü bulmaya çalışmayın. Benim ön yüzüme, bu resimde ki harman sarısı tonlardan, üzerinde kelebekler uçurduğum kırmızı köşegenden ulaşmaya çalışın.Ve sol orta mekandaki turuncu kelebeğin varlık nedenini sorgulayın. Cevabını bulurmusunuz, bilemem... Ama huzur bulacağınız kesin.

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf: 58

başa dön



***

Yırtılma

Peyzaj çalışırken içimi farklı duygular kaplıyor. Aslında ben iyi bir '' çiçekçiyim''. Basıp fırçayı resmi coşturmak, kreşendoyu hemen yakalamak daha kolay çiçekte.

Ama peyzajın, zihnimizden itemediğimiz bir çekim alanı var. Kış üşümesi mi, tarlaların bereketi mi; ufukta oluşturacağınız sonsuzluk, uçsuzluk duygusu mu ya da mistik ev silüetleri içinde yaşayanlara duyulacak merak kırıntısı mı peyzajın çekim alanı?

Peyzaj için fırçamı elime aldığımda, bulunduğum odanın duvarlarını yıkıp camlarını kırarak, zihnimde, fırçamın ucundaki o mekana ulaşmak bana büyük bir özgürlük duygusu yüklüyor.

Bedende, içinde bulunduğu mekanda olurken; beyinde, ta oralarda bir yerde, ama mutlaka doğru yerde olduğunu hissetmek anlatılması zor bir fiziksizlik duygusu veriyor insana. Aynı anda iki mekanda birden olabilmek... Acaba bu mümkün mü? Ben en azından deniyorum. Bazen beynimin çok derinlerinde yer alan bir peyzaja, bulunduğum odadan ulaşmaya çalışırken, orta yerimden yırtılma hissine kapıldığım da olmuyor değil! Ama fiziksizlik egzersizlerindeki daha derine ulaşma heyecanı, yırtılma hissinin uyandırdığı zihinsel sancıyı bastırıyor.

Bu peyzaj çalışmamda; ''kenar semtte'', yormayan bir dinginlik üretmek istedim.

Tepelerin ardındaki görünmeyen umut ışığını, gökyüzünde görünmeyen bir aynadan yansıtarak kenar semtin ön yüzünü aydınlatmak istedim.

Yani sizin anlayacağınız; biraz yırtılma duygusu yaşadım.

Sana iyi yolculuklar, dolaylı ışıkların aydınlattığı kenar semt!

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf:60

başa dön



***

Son Sarı Darbe

Ne siz ne de ben, yollarımızın bu resimle kesişeceğini düşünebilir miydik? Boyayı, tuali üreten, çerçeveyi yapanlar size bir gün konuk olacaklarını acaba akıllarından geçirebilirler miydi? Nedir? Kimdir bu büyülü randevuyu ayarlayan...

Bu sergiyle birlikte, resimseverlerle mektuplaşmaya da karar verdim. Bu; resimlerimdeki renk ve desen eksikliklerini yazı ile gidermek kaygısından değil, güzel sanatların her birinin diğerini zenginleştirdiğine duyduğum inançtandır.

Çünkü bir resmi beğenip alan kişi, o büyük macera romanının son sayfasını görmektedir. Sanatçının, ''Bu iş tamam!'' dediği, o son tuşu vurduğu ve resminin karşısına geçip yorgun bir tebessümü yüzüne yerleştirene kadar çektiği sancıları bu son sayfada görmek çok zordur.

Bu resimde gödüğünüz dışarıda ki karakışı, camın soğukluğunda hissettirmenin bana kaç uykusuz geceye mal olduğunu da anlamak zordur.

Dışarının dondurucu soğuğuna karşın, çiçeğin kan kırmızısında, evin içindeki mutluluğu yansıtma çabamın yattığı da başkası tarafından görülmeyebilir. Ya da pencerenin sol alt köşesine gizlenmiş iki kuşun, bu soğukta dışarıda olmak yerine evin içinde bulunmaktan dolayı, Tanrı'ya şükrettikleri fark edilmeyebilir. Resmime bakan kim ise, alt tarafta yorumladığım kilimi çevreleyen kırmızı çizginin, benden, depremde yaşamlarını yitirenlere yaptığım saygı dolu bir gönderme olduğunu düşünmeyebilir de...

Bu resme içi her nedense ısınan biri; penceremin sol üst köşesindeki pastel sarıyı ''son darbe'' olarak vurup, resmimi bitirdiğimi de bilmeyebilir. Çünkü benim için o son sarı darbe, dışarıdaki tüm soğuğa rağmen baharın bir gün mutlaka geleceğini simgelemektedir. Dikkat edin; çiçeğin henüz doğmamış yaprakları, o yöne doğru kollarını uzatmaya başlamışlar bile. Umuda yolculuk başlamış...

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf:62

başa dön


***

Yüz Bin Yıllık Uyku

Bu ara yaptığım resimlerin tamamlanmasına yakın, elimin resimdeki gökyüzüne doğru uzanıp bir Ay koymaya başladığını fark ettim. Sanki resim böyle istedi gibi geldi bana... Gecenin solukluğunu giderecek küçük bir ışık ihtiyacı... Belki de ona duyduğum bir vefa borcunu ödeme duygusu...

Nereden çıktı bu vefa borcu demeyin. Sizin de Ay'a vefa borcunuz var. Benden söylemesi...

İşte nedeni: yıllar önce izlediğim bir programda, konuşmacı; Ay'ın dünyamızda oluşturduğu gelgit etkisi nedeniyle, yaşamın denizden karaya geçişinin yaklaşık yüz bin yıl çabuklaştığını söyledi. O anda donup kaldığımı hatırlıyorum.

Demek ki; bugün, bu kimliğimle, bu sergiyi açan ben, sevgili Ay'ımızın neden olduğu gelgit olmasaydı şimdi burada olamayacaktım. Belki de bizler, bu Ay nedeniyle birer erken doğumuz... Belki davranışlarımızdaki bozukluklar, bu prematürelikten kaynaklanıyor.

İşte o anda, Ay'a karşı bir borçluluk duygusu kapladı içimi. Ben borcumu, bu resimlerimdeki Ay figürüyle ödeyip rahatlıyorum.

Peki, bu benim yaptığım da iş mi? Türkiye'nin bu ekonomik bunalımında, size bir de ''Ay borcu'' çıkardım. Kusura bakmayın...

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf: 64

başa dön


***

Zamanın Tersine Yolculuk

Sanatla uğraşanlar bilir. Resim yaparken, bir şey içinize sinmez. Dönersiniz dolaşırsınız, resmin önünden arkasından bakarsınız; bir eksiklik vardır, bir türlü bulamazsınız. Fakat görürsünüz ki o resim, bulamayacağınız o eksik için feda edilemeyecek bir cevher içermektedir. İşte beni en çok bu durumlar yorar. Çünkü eksik; resimde değil, sizdedir. Onu bulup gideremezsiniz, siz de eksik kalırsınız. Bu durum bazen bir gününüzü, bazense aylarınızı alır.

Yıllar önce yurt dışında, bir dostumuzun ofisinde, esprili bir duvar saati dikkatimi çekmişti. Saatin rakamları, saat yönünün aksi istikametinde sıralanmıştı; akrep ve yelkovan da saat yönünün aksine dönüyordu. İşin komik yanı; saatin altındaki tabeladaki ''Everything goes wrong in this office''(Bu büroda her şey tersine gider) yazısıydı. Daha da garibi ise; tersine gitsede akreple yelkovan, hep doğru zamanı gösteriyordu! Öyleyse; saati icat edenler, saat yönünü sola hareketli yapsalardı, bugün aynı espriyi sağ yönlü bir saat için yapıyor olacaktık. Şu dünya ne tuhaf değil mi? Ters, düz; düz ise ters olabiliyor ve her ikisi de doğru sayılabiliyor.

Bu düşünce beni rahatlattı. Farkına vardım ki; kendi eksiğimi gidermek için resmime acı çektiriyorum. Çiçeklerimin, aylardır, kendilerini üst ve alt zeminde coşkulu bir altın sarısı arasına sıkıştırıp izleyenlere yaşama sevinci vermek istediklerini görmemişim.

Resmimi o gün tamamladım.

Bunu; onun yeni dostu olan sizinle paylaşmak, benim bu resmime belgelemem gereken bir vefa bocumdu. Ödemiş oldum.

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf: 67

başa dön


***

Yağlıboya

Kabullenmişim bir kere. Hiçbir şey benim kendi gerçeğimi kafamdan kazıyıp atamaz.

Bu gerçek; renklerin canlı olduğu, can taşıdığı gerçeğidir. Fabrikada hammaddeler karıştırılıp, diğer kimyasallar katıldıkça, boyalar can bulmaya başlar.

Özel renklerle DNA' ları şekillenen boyaların, tüpün içinde geçirdikleri dönem, bir kuluçka dönemidir. Bu kuluçka döneminin, dokuz ay on günü yoktur. Bazen bir hafta alır, bazen yıllar sürer doğumu bekleyiş.

Raftan indiğinde dışarıyı görmese de, yağlıboya anlar, doğumevine doğru yola çıktığını. Buna çok sevinir. Gün gelir; dışarıdaki gürültülerden; resim yapma hazırlıklarının başladığını hemen fark eder. Heyecanı artar boyanın.

Birgün o müthiş an gelir, tüpün kapağı açılır. Uzun bir aradan sonra, gün ışığını yeniden görmek; biraz boya kamaşmasına neden olsa da, artık keyif başlamıştır. Alttan bir baskı ile tüpten çıkan yağlıboya, kendini bir paletin üstünde bulur. Sanatçısı ile işte o anda tanışır. O anda o yağlıboya neler hisseder, nasıl bilmek isterdim size anlatamam. Herhalde şunları hisseder:

Tüpten çıktıktan sonra, bir anda kendini paletin üstünde bulan yağlıboya; ilk olarak paletten yukarıya doğru bakarak, sanatçıyı önce şöyle bir tartar. Kadın mıdır, erkek midir; yaşlı mıdır, genç midir; sanatçı tipi var mıdır yok mudur, bunları sorgular ilk önce.

Sonra, yan gözle palete sıkılan diğer boyalara bakar. Hemen arkasından da tualde gelişmekte olan resme... Bir süre, sanatçının resim yapışını izler. Boyayı alıp, fırçaya yedirişini, tuale vurulan tuşları ve her şeyden önemlisi, sanatçının gözlerindeki coşku, mutluluk ya da yorgunluk izlerini...

Tüpten yeni çıkan yağlıboya, işte o anda anlar sanatın ne kadar içinde ya da dışında yaşayacağını. Yani, bir bakışta yakalar kendi kaderini. Palet ile tual arasındaki fırça hareketlerini takip eder. Sonunda, fırça kendisine doğru uzanır. Fırça ile boya buluşur. Fırça boyanın içinde döner. O anda artık sanata yolculuk başlamıştır. Fırçanın ucundaki boya, paletten tuale doğru gider ve bir yere konar. O boyanın, yaşam boyu konumu artık orasıdır.

Resim bittiğinde, aynı tüpten çıkan renkler kardeş, diğer tüpten çıkanlarla arkadaş olarak yeni mekanlarında yaşamaya başlarlar. Bu bir muhteşem metamorfozdur. Çünkü onlar artık yağlıboya değil, gökyüzü, çiçek, ev, uçurtma ya da bir insan yüzüdür. Çünkü onlar, artık yağlıboya değil, sanattır.

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf: 86-87

başa dön


***

Erol Akyavaş Olmak

Resim yaparken her zaman her şey düzgün gitmez. Tıkanırsınız.

İşte resimdeki en riskli an budur. Bu tip resimler özsuyu olmayan resimlerdir.

Bir ağaç düşünün, sakince yağan bir yağmurda, ağacın yaprağı da gövdesi de ıslanır. Yaprak da gövde de o ıslaklıktan, nemden bir miktar besin alır.

Toprakla buluşan damlalar ise; demlene demlene aşağı süzülürken, su olarak kendilerinde var olan değerleri toprağın bereketine katarlar. Kökün buluştuğu su, artık su değil, işte bu özsudur.

Kök; bu özsuyu o gövdeye, yapraklara gönderir. Bir ağaçta gerçek beslenme budur.

Resim yaparken sanatçı tıkandığında, özsuyunu aramak yerine, yapraktan beslenmeye çalışırsa, ortaya yine bir resim çıkar; ama onda neyin eksik olduğunu ancak anlayan anlar...

Her neyse... Sonunda her iki gruptan - alaylı ya da akademisyen - sadece birkaçı, tüm engelleri aşar ve bu sanatın yıldızı olurlar.

Sergileri büyük ilgi çeker, medya ilgisi artar, yurt dışı teklifleri başlar. Aristokraside, resimlerden birini edinmek ''in'' olur. Resimlerin fiyatları kanatlanır. İşte son kritik aşama buradadır. Çünkü sanatta yıldız olmak zordur; ama yıldız kalmak çok daha zordur. Yani çok zordur örneğin bir Erol Akyavaş olmak...

Ben bu karenin neresindeyim? Bilemiyorum. Onu siz bulacaksınız.

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf: 94

başa dön


***

Bağ Bozumu

Hep öyledir ya, her şey bir eşikten çıkana kadar. Gerisi kolay. Gerçekten öyledir.Bir yanı hep isyan etde de kabul edicidir insan. Resimleri infaz memurları alıp götürdükten sonra genelde artık ağlanmaz. Durum, içine sindirilmeye çalışılır.

Kabullenme duygusu hakim olmaya başlar. Ağlamış gözünüz mızmızlanır, ''Duvarlar boşaldı, ev renksiz kaldı'' diye. Gülen gözünüz, ''Merak etme. Artık zamanı gelmişti. İnşallah iyi bir kısmeti çıkar.'' diye teselli eder diğerini.

Bundan sonra ise açılış kokteyline kadar en sancılı dönem başlar.

Resimler gitti, el sıkışıldı. Sergilenecek... Peki, neyin nesidir bu sancı?

Bu sancı, sizin bildiğiniz bir sancı değildir. Bu; kokteyle hazırlanma, görücüye çıkma sancısıdır. Resimlerde desen ve renk artık önemli değildir. Şimdi yapılacak olan yoğunlukla kilo vermek, giysi seçmek, sorulacak entel sorulara hangi entel cevabı yapıştıracağınızın antrenmanını yapmaktır.

Kadınsı bir tarafınız; küçük küçük kanasa bile, siz de teslim edersiniz ki; artık onların yuvadan uçma zamanı gelmiştir.

Bir ressamın bağbozumu, işte böyle bir şeydir.

Geride Resimler Kaldı bölüm:Tualden kağıda düşenler syf: 96

başa dön




The Paintings Left Behind...

This book is a result of the earthquake which caught me in Golcuk on 17 August 1999 when i was preparing for my 5th Personal Painting Exhibition.

The things we live in Golcuk on 17 August 17 remind me my own faults. The faults mixed up with canvas, the colors in the canvas mixed up with writings.

I wanted those days should not be forgetten. I wanted those days to be looked again. But this time from my window.

A little bit pastel, a little bit sensitive, but without losing the hope...


Munire Ozbey
17 August 2003 Istanbul


Press :

Yorum Sanat Yayinevi

Writer :

Munire OZBEY
Printing Place and Date :
Istanbul 2003 August